Bir Yeniden Yürüme Hikayesi

16 Ekim 2008, Perşembe. Geçen yıl, bugün. 18:00 gibi işten çıkıp, evden eşyaları alıp, yetişmek için taksiye binip, trafikten dolayı yetişemeyeceğini anlayıp, taksiden inip, Bostancı’nın ara sokaklarında koşup, Bostancı Gösteri Merkezi’nin ilerisindeki halı sahaya varıp, 19:10 gibi üzerini değişip, alelacele maça girdim.

Karşılıklı ataklar sürerken sağ kanattan hücüma kalktım, orta sahanın biraz solundan arkadaş topu bana pasladı. Biraz sürdükten sonra kanattan ortaya girmek istedim, sol tarafımdaki savunmacıdan sıyrılmak için topu biraz durdurup sola ani bir dönüşle arkasından geçecekken…

Saat 19:45 civarıydı. Sağ ayağım ve top hareket etmedi, sağ dizimden güçlü bir ses geldi. Dizim dönmüştü ve ön çapraz bağda kopma ve menisküslerde yırtık oluşmuştu. O an yere yığıldım. Kemiklerde kırılma gibi bir problemden ziyade, kaslarda ve dokularda bir problem olduğunu hissettim. 5 dk. kadar yerde kaldıktan sonra arkadaşlar destekledi ve sekerek dışarı çıktım, yarım lt.lik buzlu pet şişesini dizimde gezdirdim.

Maç bitti, eşyaları aldık, “Yarın ofiste görüşürüz.” dedim ancak yaklaşık bir buçuk ay sonra görüştük. Bir arkadaş beni eve bıraktı, sağolsun. Evin önüne geldiğimizde Sinan’ı aradım, aşağı indi ve arkadaşla birlikte asansöre kadar gitmeme yardımcı oldular.

Eve girip koltuğa uzandım ve ciddi bir problem yoktur diye dizimi hareket ettirmeye çalışıyordum ancak o gece uyuyamadım. Cuma sabahı olmuştu. Sinan işten izin aldı ve taksiye binip evimize yakın olan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’ne gittik. Röntgen ve ardından MR çekildi. Ben hala “Ciddi bir problem yok ki. Neden bu kadar şeye gerek var?” diyordum. Ortopedi doktorunun odasından çıktığımızda, “Üç vakte kadar ameliyat görünüyor.” cümlesinde kalakalmıştım. Nasıl yani? Sağlıklı bir gencim. Ne ameliyatı?

Doktorun önerdiği ortopedi dükkanından değnek ve dizlik aldık ve eve döndük. Ertesi sabah ailem, bizim taksiyle gelmişti. Doktor, “İki gün dinlen, Pazartesi yine gelin.” dediği için, pazartesi sabahtan gittik. Ve yine “Ameliyat!” dedi. Bir de başka doktora gösterelim maksatlı, tanıdıklar ve internet aracılığıyla birkaç doktor ismi bulduk ve o akşam Op. Dr. Asım Baykan ile Bağdat Cad. Acıbadem’de görüştük. Futbolla ilgili Fenerbahçe ve Milli Takım’da doktorluk yapmış olmasından ve bu gibi sorunları yaptığı teşhis ve yüzlerce ameliyatla iyi bilmesinden dolayı bize durumdan bahsetti. O gece Kozyatağı Acıbadem’de de MR çektirdik ve ertesi gün Yeditepe Üni. Hastanesi’nden almadığımız MR sonuçlarını da alarak, akşam yine Bağdat Cad. Acıbadem’de Asım Bey’in yanına gittik.

Ameliyat olacaktım. Ve ameliyat öncesi, dizin kendini biraz toparlaması ve şişliklerin inmesi için 3 haftalık bir dinlenme süreci geçirecektim. Bunun için o gece ailece Edirne’ye döndük. Ameliyattan bir hafta önce de annemle birlikte tekrar İstanbul’a döndük.

Göksel

3 hafta boyunca işimle ilgili uzaktan destekleri sürdürürken, tedavim için uygulayacağım alıştırmalar vardı. Germe, esnetme, bükme, … vb. Ve bu sürenin sonuna doğru artık değneksiz yürüyebiliyordum. Doktor uyarmıştı zaten; “Ameliyata kadar geçecek sürede değnekleri atıp yürüyeceksin, hatta ‘ameliyattan vazgeçsek mi?’ diyeceksin.” demişti.

Ama vazgeçmedim tabi. Ve 11 Kasım 2008, Salı günü saat 09:00 da Kozyatağı Acıbadem Hastanesi’nde ameliyatım başladı. Ameliyathaneye gitmeden önce Asım Bey gelip ameliyat olacağım dizi işaretledi, ardından hemşire sakinleştirici iğne vurdu. Sedye ile asansöre binerken annemin beni öptüğü ve asansöre bindiğimdi son aklımda kalan.

Dizimdeki yırtık ve kopmaları atroskopik müdahalelerle temizleyip, dizin üst tarafındaki baldırımın arka tarafından kas alıp, matkapla deldikleri noktadan o kası monte ederek yeni ön çapraz bağımı oluşturmuşlar ve menisküsümün bir kısmını alıp, iç menisküse de dikiş atarak ameliyatı tamamlamışlardı. Tabi, genel anestezi olduğu için hiçbirini görmedim.

Ve gözümü açtığımda ameliyathanedeydim ve birileri hareket halindeydi. Bir hemşireyi görüp tuvaletimin geldiğini söyledim, ördek denilen lazımlığı getirirlerken, “N’oldu, ameliyat bitti mi?” dedim ve “Evet, geçmiş olsun!” dedi. Yine uykuya dalmışım.

Ameliyatın bittiğini, kaldığım odayı arayıp anneme haber vermişlerdi. Sonra sedyeyle odaya getirdiler ve annem ve Gökhan’a gülümsedim. Ameliyat bitmişti çok şükür. Okulu olduğu için Canan ve babamın Edirne’de kalmasını istemiştim. Daha sonra telefonla onlarla ve diğer akraba ve tanıdıklarla konuştum. Herkese teşekkürlerimi yeniden iletirim.

Anestezinin etkisini atmakta zorlandım. O gece pek uyuyamadım. Ertesi gün Asım Bey pansumana geldi. Ve dizimdeki direnleri çıkartırken, fiziksel olarak şu ana kadar hiç duymadığım kadar acı duydum. Ağlamadım tabi ama soğuk terler döktüm. Doktor gittikten sonra dinlendim, hemşireden rica edip saçımı yıkadık. Öğleden sonra ofisten arkadaşlar geldi, sağolsunlar.

Ameliyat günü ve ertesi gün taburcu olana kadar hemşireler ve fizik tedavi uzmanları gelip gittiler. Serumla ilgilendiler, dize uygulanan buz torbalarını yenilediler, dizi belli bir açıda hareket ettirmek için cihaz bağladılar, elektrot takıp kaslara akım verdiler, ayağa kaldırıp yürüttüler, …

Ve taburcu olma vakti gelmişti. Şirketin yaptığı özel sağlık sigortası, masrafların çoğunu karşıladı ve bize düşen tarafı da ödeyip eve döndük. 5 gün boyunca, ara ara ateşlenerek dinlenmemi sürdürdüm. Anestezinin etkisini tamamen atmak zor oldu. Küçük tuvaletim için ördek kullandım, büyüğü ise; ‘değneklerle ayağa kalkıp tuvalete gitmek, alafrangaya oturmak bu kadar zor birşey miymiş?’ dedirtti. Ayağa kalktığım gibi diz ile ayak arasında kan hücumundan dolayı güçlü bir yanma hissi oluşuyordu. Ayrıca, ameliyattan sonra hastanede ve evde yaklaşık bir hafta boyunca sürekli olarak sadece sırtüstü ve yan dönerek yatmanın, fiziksel ve psikolojik etkilerini hissettim.

Ördeği getirip götürmek, sırtüstü ve yan yatmamı sağlamak, yağlı bir saç derisine sahip olduğum için kendimi rahatsız hissettiğimde, yataktan başımı sarkıtarak, ılık su, leğen ve havlu ile başımı yıkamak, duş alacağım zamanlar şeffaf folyo ile dizimdeki bandajlı bölgeye su gelmemesi için sarmak, benimle birlikte uykusuz kalmak, … Annem ve Gökhan’a, Sinan’a ve iyi dileklerini ve dualarını esirgemeyen herkese tekrar teşekkürler.

Ameliyattan bir hafta kadar sonra annemle birlikte taksiye binip muayenehaneye gittik, Asım Bey muayene etti ve fizik tedavim için telefonla aradığı yakınlardaki Sportomed’e gidip konuştuk ve fizik tedavi sürecim başladı. Bir hafta kadar hergün Sportomed’e gittim, taksiyle gidip dönerek. Başlarda annem de geliyordu, sonra Edirne’ye döndü, ben yalnız gidip gelebiliyordum.

Maçtan sonra “Yarın ofiste görüşürüz.” dediğim işime 24 Kasım 2008, Pazartesi sabahı döndüm. Akşam 16:30 gibi çıkıp yine hergün Sportomed’e gidiyordum. Birkaç hafta sonra, fizik tedaviye haftada iki üç kez giderek, diğer günleri de evde egzersiz yaparak geçirdim.

Başlarda sık sık, sonra ara ara giderek sürdürdüğüm fizik tedavi sürecim yaklaşık 6 ay sürdü. Bu süreçte iyi arkadaşlıklar edindim, birçok kişi tanıdım, hiç kullanmadığım kadar çok taksi kullandım. Tedavi sürecimde ilgilerini esirgemeyen, başta fizyoterapistim Banu Özel olmak üzere, tüm Sportomed çalışanlarına da teşekkürü bir borç bilirim.

Yaz sıcakları geçti, işlerin yoğunluğunu da ayarlayıp bugünlerde tekrar güçlendirmek için Sportomed’e gideceğim.

Aradan bir yıl geçti ve birçok göremediğimiz gerçeği gördüm, birçok şeyin kıymetini daha iyi anladım. Yürümenin, oturup kalkmanın, diz çökmenin, koşmanın…
Ameliyattan sonra namaz kılacağım zamanlar tabure kullanır olmuştum, Kurban Bayramı namazı ve cuma namazlarında camide, arka saflarda kullandım tabureyi. Namazda secdeye kolayca gidip kalkabilmenin nasıl bir nimet olduğunu anladım.

Ne oldum değil, ne olacağım demeli. Başa gelebilecek dertlerde sabır göstermeli, şifa için şükür etmeli.

İşte bu, bir yeniden yürüme hikayesi.

Allah tüm hastalara acil şifalar, dertlilere devalar, borçlulara edalar versin!

Sevgi ve saygılarla…

Göksel

Oku » · Oran: · Tarih: 16.Eki.2009 · 1 Yorum »