Adieu liar
Understanding the realities, no real ties anymore, bye bye lies, adieu liar.
Understanding the realities, no real ties anymore, bye bye lies, adieu liar.
Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verilir.
Her iki takım da performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık evresinden geçer.
Büyük gün geldiğinde iki taraf da kendini hazır hisseder. Japonlar yarışı açık ara, bir kilometre farkla kazanır.
Yarış sonrasında Türk takımı çok sarsılır. Türk şirketinin yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedenini bulmaya karar verir.
Sorunu araştırarak, çözüm yollarını önermesi için bir dizi yabancı danışmanlık şirketleriyle anlaşırlar.
Bir yıl süren ve milyonlarca dolara mal olan çalışmalar, analizler, araştırmalar sonucu yabancı danışmanlık şirketleri hatayı bulurlar ve çözüm önerisi getirirler;
Japonlar’ın takımında sekiz kişi kürek çekerken, bir kişi dümencilik yapmaktadır.
Türk takımında ise bir kişi kürek çekerken, sekiz kişi dümeni kullanmaktadır.
9 Kişilik Türk Takımı Japonlarla bir yarış daha yapmak üzere yeniden yapılanır. Yeni yapıda;
Dört Dümen Müdürü
Üç Bölgesel Dümen Müdürü
Kürek çekmekle görevli kişinin performansından sorumlu bir Dümen Yöneticisi
ve Kürek Çekme elemanı
İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazanırlar.
Tepesi atan Türk Şirketi Yönetim Kurulu hemen aksiyon alır;
Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan Kürekçi kovulur
ve Müdürlere ise sorunun çözümüne olan katkılarından ötürü ikramiye verilir.
İki bin on dan üç hafta gitti mi ne…

İki bin on büyüyor, bir gün geçti bile…

“Developer serçe gibidir; elinde tutmayı bilemezsen uçar gider, çok sıkarsan ölür gider.” gibi bir tespitte bulunmuş yakın bir arkadaşımın yüksek lisans hocası. Güzel bir tespitti, yeri gelmişken paylaşmak istedim.
Yazılım dünyasındayız, bir mühendislik ve sanat dünyasında. Bu alanda ilerlemeyi seçmiş, birçok eser vermiş ve vermekte olan, yürüttüğü işlerde ‘kafa patlatmış’ ve işinin ‘uzman’ı durumuna gelmiş olmasına rağmen; ne istediğini en baştan beri bilmeyen, güven duygusundan yoksun müşterilerin kendilerine iğneyi batırmadan, çuvaldızla saldırılarına maruz kalan, yaptığı işin doğruluğu sorgulanan ama boşa harcanan sorgu zamanı sonunda doğruluğu onaylanan, işini benimsemiş olmaktan dolayı çalışma saatleri dışındaki çalışmalarla eserlere güzellik katan ama en sonunda “taviz tavizi doğurur” noktasında kendini bulup zamanlı zamansız iş beklenen, … uzman yazılımcılar, bu gibi birçok ortak sıkıntıyı yaşıyor. Mustafa Kemal belirtmiş hâlbuki; “Sen taviz kapısını bir defa aralarsan, onlar iter, sonuna kadar açarlar” diye. İyi niyet bir noktada suistimal ediliyor, işinde ne kadar uzman olsan da…
Ortada yanlış giden birşeyler varsa, belki de en başta verilen kararlara dönüp bir bakmak gerekiyor, ne istediğini iyi belirlemek gerekiyor önce, sonra iş istemek. Çünkü yatağını doğru belirledikten sonra, su akar gider. Bir konuda, bir alanda uzman iken, bambaşka bir alanda da uzmanmış gibi davranmamak, konunun uzmanlarına danışmak, güven duymak, bu uzmanların vereceği kararlar üzerinde inşa etmek gerekiyor işi. Amaç üzüm yemekse. “Ben istedim, bu iş böyle olacak” ile başlayınca amaç farklılaşıyor… Yapılacak işin çapını bilmeyip bir kişiden 90 dakikada iş beklememek gerekiyor. Futbol takımı bile 11 kişiden oluşuyor pirim, 3-4-3 oynuyorsun, 4-4-2 oynuyorsun, paslaşma, yardımlaşma, doğru amaç‘a hizmet ve gol…
Velhasılıkelam, uzman yazılımcı için altın kafes nafile. Paslaşmalı ve topla buluşmalı file. “Gol!” diye bağırmalı birlikte. Adı olmalı işin, adı konmalı en başta. Bir plan olur da güven duyulursa, sonrası gelir zaten, gol atılır maç bitmeden, serçe gitmeden…
Uğur‘un kaleme aldığı “Web yazılım sektöründe uzmanlık” başlıklı yazıyı okumanızı öneririm. Ayrıca (bu yazıda da belirtilen), Hasan‘ın kaleme aldığı “Pratisyen Hekim veya Kalp Cerrahı Olmak” başlıklı yazıyı da… Elinize sağlık…